17. Yüzyıl Hollanda Resminde Anne ve Çocuk

tarafından
54
17. Yüzyıl Hollanda Resminde Anne ve Çocuk

17. YÜZYIL HOLLANDA RESMİNDE
ANNE VE ÇOCUK TEMASI

Nil ÇEMEN

17. yüzyıl Hollanda İnteriyör resimlerinde karşımıza çıkan anne ve çocuk temasının kaynağı aslında erken Hıristiyanlık sürecindeki dinî içerikli Meryem ve Çocuk İsa tasvirlerine dayanmakta olup, bu ikonografya tüm Orta Çağ boyunca gelişmesini sürdürerek, yeni açılımlar kazanmıştır. Hıristiyan İkonografyasındaki bu değişim ve gelişim sürecinde belli başlı temalar ait olduğu döneme ve bulunduğu bölgelere göre farklı aktarım biçimleri ve yorumlar kazanmıştır.

Anne ve çocuk temasının dinî doğrultudan sıyrılarak profan bir görünüme bürünmesi yolunda geçişi sağlayan niteliklere haiz çok tipik örnekler ile karşılaşmaktayız. Bunlardan ilgi çekici olanlar arasında, Rönesans sanat ortamının büyük ustalarından Michelangelo Buanorotti’nin Kutsal Aile (Tondo Doni) adlı yapıtındaki geleneksel şemalardan uzaklaşan değişim dikkati çeker niteliktedir.

Flaman sanat ortamında Jan van Eyck’ın, Şansöyle Rolin Meryemi ile bir değişimin başladığı, Gerard David’in, Süt Çorbalı Meryem adlı yapıtı ve Pieter Bruegel’in resimleriyle devam ettiği izlenmektedir. Bruegel’in Köylülerin Dansı adlı 1566 tarihli yapıtında ve 1563 tarihli Karda Avcılar adlı yapıtında, anne ve çocuk figürleriyle karşılaşıyoruz. Sanatçının yapıtlarında anne ve çocuk ana temasının yanı sıra bazı yan temalar da karşımıza çıkmaktadır. Bunlar yün eğiren kadınlar, çamaşır yıkayan ve günlük ev işleriyle uğraşan kadınlar gibi yan temalardır. Bunların olumlu nitelikteki bir mesaja yönelik kurgulandıkları görülmektedir. “Aptal Kadınlar ve Akıllı Kadınlar” gibi İncil’den alınma bir konuyu işleyen gravürü de ilgi çekicidir. Sağ tarafta, açık havada dans eden kadınlar, sol tarafta kapalı mekânda çalışan kadınlar vardır. Yine Flaman ressam Pieter Aertsen’in (1508-1575), Yumurta Dansı adlı 1557 tarihli yapıtında, kompozisyonun sağ üst köşesinde yer alan açık kapıdan içeri girerken görülen Yusuf, Meryem ve Çocuk İsa figürleriyle gösterilen kutsal ailenin, Flaman köylülerinin gerçek yaşam ortamıyla bütünleştirilmesi oldukça ilginç olup bu eser, kutsal aileden dünyevî Flaman ailesine bir geçiş niteliği kazanmıştır. Bu bölüm, kapı dışında hiç bir belirleyici öğeyle dünyevi, olağan yaşam sahnesinden ayrılmamıştır. Dinî niteliğinin anlaşılması da, son derece olağan görünümü nedeniyle zordur.

Fransa’daki Georges De La Tour’un, Meryem ve Çocuk İsa’yı dolaylı olarak ima eden Yeni Doğmuş Çocuk adlı yapıtı, yine Fransa’daki Le Nain kardeşlere ait Saman Arabası ve Köylü Ailesi adlı yapıtlar bu geçiş örnekleri arasında yer alır.

Katolik kilisesinin güçlü bir kalesi konumundaki İspanya’da Rönesans sonrası sanat ortamında, yani İspanyol Baroğu sürecinde ortaya çıkan değişimin yolunu açan sanatçı hiç şüphesiz Velazquez’dir. Onun, Las Hilanderas adlı yapıtındaki yün eğirici kadınlar teması, mitolojik kökenli boyutundan gündelik yaşama taşınması dolayısıyla, kutsal ve ilahî konuların gündelik yaşam öğeleriyle bütünleştirilmesi ve doğal bir nitelik kazanması bakımından önemli bir dönüşüme işaret etmektedir. Velazquez’in, Yumurta Pişiren Yaşlı Kadın konulu yapıtında, verilen mesajın niteliği Anne ve Çocuk temaları için oldukça önem taşımaktadır. Burada verilen mesajda, yuvaların mutluluğu olan çocukların onlara can veren anneleri tarafından, sevgi ve bilgi ile eğitilmesi ve ruhsal dönüşümlerin sağlanarak, eukaristik olguyla bütünleştirilmesi ve yeniden doğuşa hazırlanması olup, yapıtın temel fikri anne ve oğul arasındaki ilişki ve besleyiciliğe paralel olarak gelişen eğitimdir.

Bu temanın Hollanda İnteriyör resimlerinde başta Pieter De Hoock olmak üzere Frans Hals, Thomas De Keyser, Adriaen van Ostade, Gerard Ter Borch, Jan Steen, Rembrandt, Gabriel Metsu, Jan Vermeer, Jacop Ochtervelt, Gerard Dou gibi Hollanda’lı sanatçılarca ele alınmasının temelinde protestan düşüncesi, inancı ve yaşam biçimi yatmaktadır. Meryem ve Çocuk İsa temalarının uhrevî niteliğe büründürülmüş ve Katolik Kilisesi’nin katı ve baskıcı yaptırımlarına yol açan yorumları, Protestan inancına göre reddedilmiştir. Bunun yerine, Meryem’e atfedilen kutsiyet ve annelik, özellikle günlük yaşam sahnelerinde karşılaştığımız annelerle özdeşleştirilmiştir. Bunun güzel bir örneği Adriaen van Ostade’nin, Kulübenin Önünde Dans Eden Köylüler adlı grup portre özelliği taşıyan yapıtıdır. Burada anne ve çocukların günlük yaşam sahnesinde bir arada resmedildiğini görmekteyiz. Böylece Meryem’deki nitelikler yeryüzüne inmiş ve Hollandalı annelerin sahip oldukları ahlakî niteliklerle kaynaşmıştır. Bunlar annenin sevecenliği, koruyuculuğu, eğiticiliği ve yol göstericiliğiyle, dürüst, temiz ve inançlı, erdemli, sorumluluğunun bilincinde, evine bağlı, çalışkan bir kadın olması gibi olumlu niteliklerle ifade edilmiştir.

Anne ve Çocuk temasını sıkça işleyen Pieter De Hooch’un Hollanda’lı Genç Anne adlı yapıtı annenin kutsallığı, koruyuculuğu ve besleyiciliğini ifade eder ve kadının ruhsal güzelliğini ön plâna çıkartır. Anne ve İki Çocuk adlı diğer yapıtında ise, annelerin çocuklarına karşı şevkat duyguları, eğitimci yaklaşımları ve annelik duygusunun yüceliği dile getirilmiştir. Sanatçının yine Hollanda aile yaşamından bir kesit sunan Anne ve Çocukları adlı yapıtı, olumlu nitelikler taşımakta ve kadının, aile yaşamı içindeki yeri, koruyuculuğu ve eğiticiliğini ön plâna çıkartmaktadır. Avluda Genç Kadın ve Çocuğu adlı eserinde ise, annelerin şevkatle çocuklarının sahip çıkmaları ve yol göstericiliği ana kurguyu oluşturmaktadır. Gabriel Metsu, Hasta Çocuk, adlı yapıtında Meryem’in şevkati ve analık duygusunun yüceliğini güncel yaşama aktarmış ve bunu anne kavramıyla bütünleştirmiştir. Jan Vermeer’in, Delf’ten bir Sokak adlı yapıtı, sosyal yaşamdan bir kesit sunan önemli bir örnektir. Burada kadınlar gündelik ev işleriyle uğraşırken resmedilmiş ve sorumluluklarının bilincinde çalışkan kadınların anlatıldığı kurgusuyla dikkati çekmektedir. Jacob Ochtervelt’in, Sokak Çalgıcıları adlı yapıtı, anne ve çocuk temasının işlendiği aile mutluluğunu yansıtan, sosyal yaşamdan bir kesit sunan ilginç örneklerden biridir. Hollandalı sanatçı Joseph Israel’in 1876 tarihli Mutlu Aile adlı tablosu, bu türdeki tabloların 19. yüzyıldaki uzantısı olarak devam ettiğini gösteren bir örnektir.

Temanın Hollanda’da gördüğümüz gibi uhrevî boyuttan dünyevî boyuta indirgenişi, bu durum karşısında doğal olarak birdenbire olmamıştır. Dinî konulu yapıtlar Uluslararası Gotik süreçte dinî doğrultudan ayrılmaksızın natüralist ve hümanist bir görünüme bürünmeye başlamış ve Rönesansla birlikte, insanın ve onun doğal çevresinin önem kazanmasıyla, dinî temalar farklı bir şekilde yorumlanarak gelişmekte olan yeni dünya görüşü ve yaşam tarzına uyarlanmıştır. Ancak, Katolik dünyasında, dinî yapıtları dünyevilikle kaynaştırarak geçişi sağlayan yapıtlar yine de dinî öğeleri, bu çerçevede tabiatıyla da Meryem ve Çocuk İsa’yı mesaja bağımlı olarak kompozisyonların kurgusuna dahil etmekteydi. Öyle anlaşılıyor ki, Protestan felsefesinin otaya çıkışı ve yayılışı, Meryem ve Çocuk İsa temalarının dünyevî nitelikler taşıyan anne ve çocuk biçimine aktarımına temel teşkil etmiştir. Çünkü, Protestan inancı ve ahlâkı, Katolik inanç ve ahlâkından çok daha farklı bir nitelik kazanmıştır. Dolayısıyla, ilk çıkış itibariyle Fransa başta olmak üzere daha sonra kuzey ülkelerinde yayılmasıyla, daha önce dinî sanatın konusu olan Meryem ve Çocuk İsa tasvirleri, sıradan insanlarla özdeşleştirilerek; onları, örnek ve tanrı tarafından seçilmişler sınıfına dahil etmiştir. Böylece Protestan yaşamında tanrıya iyi bir şekilde hizmet eden tüccar, zanaatkâr ve çiftçi gibi insanlar ibadetlerinde kusur etmeyip sürekli kiliseye giderler, çalışkan ve dürüst bir yaşam disiplinine bağlı olurlarsa tanrının ebedî selametine hak kazanacaklar ve bu insanlar lüksten gösterişten uzak yaşayarak, iç huzuruna ulaşacak, kendine güvenecek ve dünyevî faaliyetlerini de, maneviyatı bir yana bırakmaksızın sürdüreceklerdir. Bu düşünceler çerçevesinde tutucu Katolik kilisesinin, Meryem ve Çocuk İsa’ya atfettiği ilahî kutsiyet, Protestanlığın yaygınlaştığı ülkelerde, günlük yaşamda erdemli bir rolü üstlenmiş ve bu rolün kutsiyetinin bilincine varmış, kiliseye karşı her türlü sorumluluğun bilincinde olan eğitici, şefkatli ve yol gösterici anneler ile onların inanç dolu ve sorumluluk gerektiren bir yaşama hazırlamak durumunda oldukları saf ve temiz çocuklarına yöneltilmiştir. Bu yüzden günlük yaşam sahnelerinde annelerin ve çocukların profan bir niteliğe bürünmüş yapıtlarda yer almaya başlaması, Protestan düşüncesinin ve yaşam tarzının bir sonucudur.

Bu durumun ışığında, Hollanda sanat ortamında “Anne ve Çocuk Teması”nı ele alan yapıtlar, Hollanda toplumsal yaşamından bize bir kesit sunmakta olup, aynı zamanda da ortaya çıktıkları süreçte, sosyal yapıdaki değişikliklerin bir göstergesi olarak, izleyiciye olumlu, yapıcı ve uyarıcı bir mesaj iletmeyi hedeflemektedirler. Bu özellikleriyle, toplumsal yapıdaki çarpıklıkları ortaya koyan alaycı ve insanlara âdeta bir ibret dersi veren diğer olumsuz nitelikler taşıyan interiyörlerden (Baba Öğüdü, Mektup Okuyan Kadın sahnelerinde olduğu gibi) tamamen zıt bir görünüme bürünerek, olumlu niteliklere haiz ilgi çekici kurgularıyla, belli bir hedefe içtenlikle dolu ve etkileyici bir ifadesellikle varmış olmaktadırlar.

BİBLİYOGRAFYA AKKAYA, N. : 17. Yüzyıl Hollanda Sanatında Kadın, “T.Ü. Sos. Bil. Ens. Arkeoloji ve Sanat Tarihi Bölümü, Sanat Tarihi Anabilim Dalı Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi”, Edirne, 1996.
BAZIN, G. : Baroque And Rococo (Thames And Hudson Yay.) Norwich, 1979.
BEKSAÇ, E. : Avrupa Sanatı’na Giriş (Engin yayıncılık), İstanbul, 1995.
BEKSAÇ, E. : Velazquez’in Sanatında Sembolik ve Didaktik Anlamlar, “İ.Ü. Edb. Fak. Yayınlanmamış Doktora Tezi”, İstanbul, 1994.
BODE, W. : Great Masters of Dutch And Flemish Paintings, New York, 1909.
CIRLOT, J.E. : Diccionario de Simbolos, Barcelona, 1984.
CLARK, K. : Looking at Picture, London, 1970.
COOPER, J.C. : An Illustrated Encyclopedia of Traditional Symbols (Thames and Hudson Yay.), London, 1978.
EYÜPOĞLU, S. : Avrupa Resminde Gerçek Duygusu, İstanbul, 1971.
FERGUSON, G. : Sings and Symbols in Christian Art, New York, 1976.
FINK, D.A. : “Vermeer’s Use of the Camera Obscura. A Comparative Study”, Art Bulletin, Sayı 53-4, 1971, s.493-505.
GEYL, P. : The Netherlands in the Seventeenth Century, London 1961, 1964.
GOMBRICH, E.H. : Art and Illusion, New York, 1960
GOMBRICH, E.H. : Sanatın Öyküsü, Çev. B. Cömert (Remzi Kit. Yay.) İstanbul, 1976.
HAUSER, A. : The Social History of Art Renaissance, Mannerism and Baroque, London, 1938.
HEATON, H. : Avrupa İktisat Tarihi, Çev. M.A. Kılıçbay-O. Aydoğuş, C.1, Ankara, 1985.
İPŞİROĞLU, M.Ş. ve
MEIJER, E.R. : Dutch Painting, Seventeenth Century, London, 1962.
NAASH, J.M. : The Age of Rembrandt and Vermeer, London, 1972.
PANOFSKY, E. : Early Nederlandish Painting: Its Origins and Character, Cambridge, 1953.