Edouard Manet ve Folies Bergere Barı
tarafından
199
Edouard Manet ve Folies Bergere Barı

EDOUARD MANET ve FOLİES BERGERE BARI
Şule Nurengin Beksaç, MA

Edouard Manet (1832–1883) Avrupa resim sanatı tarihinin en önemli ustalarından biri olarak çağına damgasını vurmuştur. Varlıklı ve saygın Parisli bir ailenin çocuğu olması ona önemli bir destek sağladığı gibi sanat yaşamının daima şehirli bir anlayışla ortaya konmasında da önemli bir etmen olmuştur. Babası Adalet Bakanlığı’na bağlı bir yargıç , annesi de önemli bir diplomatın kızı ve Mareşal Bernadotte’nin torunudur. Bu nitelikleri itibariyle Fransız Devrimi sonrasında oluşan sosyal yapılanmada ailesinin konumunun önemi anlaşılmaktadır.

Edouard Manet genç yaşlarında resme ilgi duymuştur. Babasının hukuk eğitimi alması isteği de, denizcilik hevesleri de sonuçsuz kalmıştır. Bu denizcilik arayışları esnasında da resme olan ilgisi defterler dolusu çizimlerinde kendisini göstermiştir. Daha sonra döneminde saygın bir ressam olan Thomas Couture’ün atelyesine girmişse de önemli gelişimini Louvre’daki  ünlü ressamların eserleri üzerine yaptığı gözlemleriyle yapmıştır. Özellikle de Frans Halls, Tiziano, Giorgione, Tintoretto, Velazquez ve Goya’nın sanatçı kimliğinin gelişiminde önemi büyüktür. 1853- 1856 yılları arasındaki bu olgunlaşma sürecinde ressamın İtalya, Hollanda, Almanya ve Avusturya’ya yaptığı yolculuklar sanat anlayışının şekillenmesinde önemli izler bırakacak ve onun eski ustalarla olan bağını daha da güçlendirmiştir. Bu seyahatler dışında, daha  ileriki yaşlarda İspanya’ya yapmış olduğu yolculuk da her ne kadar sanatçıya istediği mutluluğu vermemişse de sanat yaşamı için önemli bir  etki sağlamış, Velazquez ve Goya gibi ustaları daha iyi tanımasına imkan tanımıştır. Sanatçı adeta eski ustaların 19. yüzyıldaki bir takipçisi olmaya gayret etmiştir.

Bütün geleneksel ustalar ve onların eserlerine duyduğu hayranlığa rağmen Manet’nin Klasik Anlayışı sürdürmek gibi bir çabası olmamıştır. Aksine Klasik Sanatı sürdürme çabalarının resmi çıkmaza soktuğuna inanması onun geçmiş ve gelecek arasında kalan bir köprü oluşturmasına imkan tanımıştır. Her ne kadar siyah ve koyu renkler kullanma tutkusu onun eskiyle bağlarını tap olarak koparamaması anlamına gelse de, gördüğünü resme aktarma ve anlık olanı yakalayıp yansıtma eğilimi Manet’nin farklı tarzını ortaya koyuyordu. Sanatçının gereksiz ayrıntılardan kaçınması ve ışık gölge oyunlarına kapılmaması ve özellikle de bunlardan uzak durması, gelenekselden tam olarak kopamasa da yeni bir sanatsal anlayış olan İzlenimci anlayışa bağlanan bir köprü oluşturmaktadır. Özellikle uygulama açısından eski ve yeni arasındaki bağlayıcı konumu,  çağının gördüğü ve çoğunlukla sosyal açıdan önem taşıyan gerçek olan görüntüyü  resmetme anlayışıyla Gerçekçilik anlayışına eğilim gösteren, ama anlık olan ve sosyal içerikten çok görselin yalıtılmışlığını yeğleyen görüntüyü model olarak esas kabul eden İzlenimcilik anlayışla da çok sıkı ilişkileri belirgin olan niteliğiyle de Gerçekçilik ve İzlenimcilik arasında da bir bağ kurmaktadır.

Manet’nin sanat yaşamında kendi çağdaşı olan  ressamlar kadar, çağının ünlü yazın adamları ve  hatta şahsen bu yazın adamlarıyla  kurduğu dostlukların önemli etkisi olmuştur. Çağının ünlü devrimci ustası, ressam Courbet ve onun Gerçekçi anlayışından önemli ölçüde etkiler aldığı gözden kaçmayan Manet’nin 1858 de tanıştığı 19.yüzyıl Fransız Edebiyetı’nın en önemli kişilerinden olan Şair Baudelair ile olan dostluğunun ve bu şairin sanat anlayışının sanatsal kimliğini oluşturmadaki rolü önemlidir. Şaire göre ‘ Yaşamın kendisi sanat için gerçek bir esin kaynağıdır. ‘  Bu noktada, özellikle düşün adamı Proudhon ‘un önderliğini yaptığı Positivist düşünce akımından  kaynak alan  ‘ Sanat, bilim gibi gerçeği yansıtmalıdır ‘   düşüncesiyle beslenen Manet, Baudelair’in düşüncelerini en yalın  ve en iyi biçimde  yansıtabilen ressam olmuştur denebilir.

Manet’nin sanat yaşamında önemli etkisi olan, çağını bir başka önemli Yazın adamı da Emile Zola olmuştur.  Özellikle her ikisi arasında kurulan dostluğun karşılıklı etkileşimler kadar, Manet’nin tanınmasında Zola’nın övgü dolu yazılarının da önemi büyüktür.

Gerçekçiliğin alçak gönüllü sınırlarını da aşan  sosyal gerçeğin en yalın biçimde ifade edilmesini  savunan Naturalist anlayışın temsilcisi olan  Zola’nın ressamla olan yakın dostluğu her ikisinin de özellikle ‘ Nana ‘ adını taşıyan yapıtlarında ortaya çıkan bir diyalog içinde bulunmalarının en güzel örneğidir. Her iki ustanın elinde çarpıcı bir nitelik kazanarak  yalın biçimde ifadesini bulan sosyal bir yaranın ifadesi olarak Nana hem bir tablo hem de roman olarak (1) Sanayi Devrimi sonrasında önemli bir metropol olarak Paris’te yaygınlık kazanan Fuhuş ve insanın bir meta unsuru olma olgusuna dikkat çekmektedir.

1866 yılında tanıştığı Monet ve Pissaro Manet’nin çevresinde bulunan önemli ressamlar arasındadır. Ayrıca Degas ile de önemli bir dostluk ilişkilerinin bulunduğu bilinmektedir. Ekonomik durumunun iyi olması Manet’nin özellikle Monet için yaptığı yardımlarla belgelenen bir biçimde arkadaşı olan ressamlara önemli bir ekonomik destek sağlamasına rağmen onlarla birlikte yeni eylemlerde yer almaması sergilerine katılmaması, daima kendi başına hareket etme isteğini ve aynı zamanda da sosyal ve politik açıdan çekimserliğini göstermektedir.

Manet daima yeni arayışlara, deneylere ve uygulamalara açık bir sanatçı olarak dikkat çekmektedir. Bu durumun en güzel kanıtı yapmış olduğu portreler, natürmortlar ve değişik tarzlardaki  görünümlere konu teşkil eden kafe, bar ve lokantalar yanında değişik yaşam kesitleri sunan yansımalar olan yapıtlarında kendisini göstermektedir. Bu yapıtlarda belirli ölçüde bir sosyal eleştiri görülse de , sanatçının genelde siyasi etkinlikler ile birlikte , yeni ve öncü eyleme dönük sanat hareketlerinden de uzak durmaya çabaladığı gözden kaçmamaktadır.

Bütün çekimserliğine ve dikkatli tutumuna rağmen Manet’nin sanat yaşamı sosyal yaşamı kadar çekingen kalmasına imkan tanımamıştır. Sanatçının baş yapıtları arasında önemli yeri  olan ‘ Kırda Yemek ‘( 1862-1863 )ve Olympia  (1863) ile başlayan ve yaşam süreci boyunca da sürecek olan Akademik Sanat çevreleriyle önemli bir savaş vermesine neden teşkil edecek bir mücadeleye sürüklenmesinde sanatçının hakim olan çağdaşı akımlardan farklı bir eleştiri ve ironi taşıyan ifadeselliği dışında yeni teknik uygulamalara da yönelik oluşunun etkisi büyüktür. Manet’nin Sanat anlayışı maddiyata ve maddi değerlerin hakimiyet kurduğu bir toplumsal ortamda çağdaşı bir çok sanatçı gibi insanın masumiyetini ve insani değerlerin önceliğini savunan bir nitelik taşımaktadır.  Manet tüm şehirli burjuva kimliğine rağmen çağının sosyal gerçeklerini ve sanatsal yenilik arayışlarını ortaya  koymak istemiştir.  Onun ele aldığı gerçeklik tüm yalınlığına rağmen  sert ve keskin değildir. İroniktir.  Önemli olan resmin gerçeği, resimdeki gerçekliktir.

1848 Başkaldırısı sonrası süreçte, özellikle İngiltere, Almanya ve Fransa’da yaşanan Sanayi Devrimi nedeniyle oluşan Modern Süreç ve değişen toplum ve bu toplumun yaşadığı çarpıcı sosyal gerçekler tüm çağdaşları gibi Manet’yi de derinden etkilemiştir. Modern yaşamın tüm masumiyeti yok ederek insanı tüketmesi, insani değerlerin aşınması ve insanın bir meta unsuruna dönüşmesiyle beslenen sosyal çarpıklıkların varlığı tüm çağdaşları gibi ressamın da önünde duran ve kaçılamaz bir nitelik taşıyan bir gerçek teşkil etmektedir.

Akademik sergilere kabul edilmemiş olsa da sanatçı değişik sergileme fırsatlarına sahip olmuş ve tüm tepkilere rağmen yapıtlarını sergilemiştir. Bu durumun en güzel kanıtı 1863 de ‘ Martinet Galerisi’nde açtığı sergi ve  İmparator III. Napolyon’un da önerisiyle açılan, Akademik Salon karşıtı  Reddedilenler Sergisi ‘nde üç önemli yapıtının sergilenmesidir. 1873 Salonuna ‘ Le Bon Bock ‘ adlı eserinin kabul edilmesi bu mücadeleyi bir ölçüde yatıştırmışsa da Manet ve Akademik çevreler arasındaki çekişme daha sonra Salona eser vermesine rağmen sürmüştür. Bu mücadelelerin sanatçıyı yıprattığı bir gerçektir. 1879 da Amerika’ya götürülen ‘ Maximilian’ın Kurşuna Dizilmesi ‘ adlı ünlü yapıtıyla ülkesinin sınırları dışında çektiği ilgi yanında 1880 de Paris’de açtığı kişisel sergi , 1881 Salonu ‘nda kazandığı Madalya ve 1882 de Legion D’Honneur nişanı alması da , bu süreçte önemli sağlık sorunlarıyla karşı karşıya bulunan  sanatçı için önemli bir sevinç kaynağı olmamış , sadece bir onur kaynağı teşkil etmiştir.  1883 Nisan ayında ölen sanatçının ardından önemli bir sergi açılmış ve önemi vurgulanmıştır. Bu sergi için hazırlanan katalog ön sözünü de Emile Zola yazmıştır.

Folies Bergere Barı adlı yapıtı 1881 – 1882 arasında hazırlayan Edouard Manet sanat yaşamının son döneminde ölümünden önceki  yılda tamamlanmış, Londra’da sergilenmiş ve burada Courtault Institute koleksiyonunda kalmıştır.  Folies Bergere Barı,   Sanat Tarihinin genel gelişimi içinde önemli  bir eser olarak, Manet’nin  ünlü  yapıtlarıyla birlikte anılan ve gerçekten sanatçının bütün sanat deneyimlerinin bir potada eritilmesi gibidir. Bu nedenle sanatçının sanat anlayışı ve gelişiminin bu yapıtın öneminin anlaşılmasında önemi büyüktür. Bu eser sadece ressamın kendisinin değil , aynı zamanda çağının ve tüm Avrupa resim sanatının da önemli kavşaklarından birini oluşturmaktadır. Bir çok noktadan sanatçının kişiliği, sanat anlayışı, çağının ruhu ve sanatçının da paylaştığı ortak sanat dili ve içinde yer aldığı sosyal çevrelerin ve sosyal ilişkilerin yapıtın önem, değer ve algılanmasında çok büyük bir rol oynadığı gözden kaçmamaktadır.  Aynı zamanda bu yapıt teknik olarak da önemlidir. Burada  klasik ve geleneksel resim anlayışının biterek yeni modern resim anlayışının başlaması arasında bir köprü olduğunu gösteren teknik uyarlamalara rastlıyoruz.

Resim ana niteliği itibariyle şiirsel bir görselliğe sahiptir.   Mekan olarak Paris’in o dönemde en tanınmış eğlence mekanlarından biri olan Folies Bergere Barı’nı seçmiştir. Bu mekanın Manet’nin sanatçılarla birlikte bulunmaktan hoşlandığı yerlerden biri olduğu bilinmektedir. Paris ‘in  sosyal yaşamı ve gece hayatından hoşlanan biri olan ressamın daha önceki başka yapıtlarında da olduğu gibi bu ortamı iyi bilen biri olarak ele aldığı görülmektedir.

Sahnenin temel öğesi olan sarışın genç kadın siyah bir elbise içinde beyaz teni ve sarı saçları iyice belirtilecek şekilde ele alınmıştır.Bar içindeki ortamda bu genç kadın arkasında yer aldığı tezgaha dayanmış ve dalgın bakışlarla seyirciye yönelmiştir. Bakışları boşluğa yönelik olsa da seyircinin tüm ilgisini üstünde toplayacak şekilde ele alınmıştır. Bu giysinin çalıştığı barın görevlileri tarafından giyilen bir tür üniforma olduğu anlaşılmaktadır. Göğüs dekoltesi üstünde ilgi çekici bir öğe olarak bu genç kadınla bütünleştiği fark edilen bir demet küçük çiçek iliştirilmiştir.

Genç kadının bulunduğu alanın hemen arkasında yer alan büyük aynaya yansıyan görüntüden da anlaşıldığı gibi çok kalabalık olan bu mekan içinde kendi dünyasına kapanmış gibi durmaktadır. Böylece kalabalık içinde bu tezgahtar kızın yalnızlığı vurgulanmıştır. Tezgahın arkasında duran ve göğüs dekoltesinde bir demet çiçeğin özenle belirtildiği bu genç kadın ile özdeşen ilginç bir başka öğe olarak tezgahın üstünde içki şişeleri arasında duran bir cam bardak içindeki zarif çiçekler de bu genç kadın için ilginç bir göndermedir. Aynanın önündeki genç kadının duruşu ve içki şişeleri arasındaki çiçeklerin bulunduğu bardağın durumu ilginç bir biçimde seyirciyi bu ortamdaki kadının zarafet , yalnızlık ve güzelliğiyle birlikte tezgahta  satışa sunulan nesneler arasındaki insani kimliğine yönlendirmektedir.  Bu tezgah üzerinde yer alan çiçekler, içinde meyveler bulunan meyve tabağı ve pahalı içkilerin bulunduğu içki şişeleri sanatçının bu süreçte özenle sürdürdüğü natürmort çalışmalarının da bir noktada sonuca ulaştığı bir yerdir.  Bütün natürmort öğeleri arasında sadece yaşayan bir öğe olarak genç kadın varlık bulmaktadır. Diğer insanla ilişkili öğelerde aynadan yansıyan ikincil görüntülerdir. Bu  olgu bir ikilem yaratmakta ve genç kadının aynadaki yansımasıyla ilginç bir açılım sergilemektedir.

Resmin sağ tarafında aynadaki yansımadan anlaşılan bir optik düzenleme ile sanatçı kızın seyircinin görmediği bir kişi ile iletişimine yönlendirme yapmaktadır.  Bu yansımadan esasında genç kadının yalnız olmadığı anlaşılmaktadır. Yansımada yüksek silindir şapkası ve elindeki içki bardağı özenle belirtilmiş bir adam görülmektedir. Genç kadına dikili gözleriyle dikkat çeken bu adamın özenle belirtilmiş bu öğeler doğrultusunda Paris gece hayatının müdavimlerinden varlıklı biri olduğu fark edilmektedir. Özellikle başındaki şapkası bu dönemin bir çok yapıtıyla uyuşum içinde bu sosyal statüyü yansıtmaktadır.  Bu noktada ilginç olan, ilk anda gerçek görüntüsünde sakin ve kayıtsız görülen genç kadının bu aynadaki yansımasında bu adamla belirli bir iletişim içinde bulunmasıdır.

Folies Bergere Barı esas itibariyle iki farklı eğilimin bir araya getirildiği görsel bir kurguya sahiptir. Aynı zamanda hemen hemen iki anlayış da Manet’nin kendi yaşamında olduğu gibi iç içe geçmiştir.  Önde genç kadın ve çevresinde görülen nesnelerin oluşturduğu geleneksel bir görüntüye karşın arkadaki aynada yansıyan görüntülerin tamamen İzlenimci tarza uyan bir renkler dizgesi içinde ışık oyunlarıyla renklerin kaynaştığı ve klasik biçimlerin aşıldığı şekilde ifade edilmesi önemlidir.

Aynada yansıyan görüntü 1870-1880 yıllarında açılışının ardından büyük bir ilgi derleyen ve ününü 130 yıl boyunca koruyan Paris gece hayatının önemli merkezlerinden biri olan Folies Bergere Barı ‘ nın hatırı sayılır müşterileri içi ayrılmış Loca kesimidir. Bu renklerle ifadesini bulan topluluk içinde özellikle ressamında yakın arkadaşı olan ve Paris gece hayatının gözde kişilikleri ve bu ortamın gözde kadınları hemen göze çarpmaktadır. Bu kadınlardan özenle  belirtilmiş olanların beyaz giysili  Mery Lauren diğeri ise aktrist Jeanne de Marsey olarak teşhis edilmektedir.  Dönemin  pahalı fahişeleri tarafından olduğu kadar,  zengin ve soylu hovardalarıyla sanatçıların da rağbet ettiği bar daima şehirli bir burjuva olma özelliğini kaybetmemiş olan Manet için de önemli bir mekan olmuştur. Müşterilere içki ve aşk satıldığı  bu barın atmosferi dönemin Gerçekçi yazarlarından Guy De Maupassant’ın  (Manet’nin tablosundan üç dört yıl sonra) 1885 de  yayınlanan ‘ Belle Amie ‘ adlı romanında çok güzel yansıtılmıştır. Bu romanda anlatılan abartılı biçimde makyajlı bar çalışanı kadınlardan farklı olarak Manet’in tablosundaki barmen  yalın güzelliği ve gençliğinin tazeliğiyle, taze çiçeklerle paralel bir biçimde ele alınmıştır.

Tabloya modellik eden genç kadının kimliği de çok açık olmasa da belirlenebilmektedir. Adının Suzon olduğu bilinen  sarışın genç kadın bu barda çalışan ve Manet’nin de iyi tanıdığı bir kimsedir.  Manet’nin bir portresini de yaptığı Suzon, bu tablonun hazırlanışı sırasında ressamın atölyesinde poz vermiştir. Manet’nin arkadaşları ve bazı çağdaşları tarafından kendisinin de barın atmosferine uygun bir yaşam tarzını benimsemiş olduğu belirtilen bu genç kadın hakkında fazla bir şey söylemek zordur. Bu yaşamın içinde yitip giden  kazanç unsuruna dönüşmüş kadınları ince bir sosyal eleştiri konusu olarak Olympia’dan (1863) başlayarak defalarca değişik yapıtlarında ele alan Manet için Suzon’un ve poz verdiği tablonun  çok da farklı olmayan sosyal bir  son bir hesaplaşma ürünü olduğu gözden kaçmamaktadır. Özellikle genç kadının tüm yalın güzelliği ve saflığıyla gösterildiği ön plan gerisinde yer alan aynadaki yansıması bu noktada ilginç bir göndermede bulunmaktadır. Bu  yansımada görülen adam özellikle açık bir sosyal eleştiri olan ‘ Nana ‘ ve diğer bazı tablolarındaki iz düşümler ışığında Manet’nin burada  ifade etmek istediği katı gerçeğe ışık tutmaktadır.

Bu noktada Manet’nin bu baş yapıtı için çok şey söylendiği bir gerçektir . Fakat bunların da önemli bir bölümü de çağın popüler ‘ La Parisienne ‘ miti ve bu mit çevresinde şeklenmiş olgular ve erotik temelli söylemler  olarak karşımıza çıkmaktadır (2).  Çoğunlukla da 19. yüzyılda şekillenen kapitalist toplumun keskin bir eleştirisiyle insanın tükenişi ve  masumiyetin kaybedilişi olgusuna yönelik olarak tablonun değerlendirilmesi gerektiğine işaret etmektedir.

Tam anlamıyla yeni bir sanat dilinin temsilcisi olan tablo, akademik anlayışa göre teknik açıdan başarısız, işlediği konu ve ifade ettiği sosyal eleştiri açısından da ürkütücü olan Folies Bergere Barı , bu tip teknik deneyimler ve sosyal  eleştirilerin daha da  keskin bir biçimde ifade edildiği bir süreçte yapıldığı için ressamın erken eserleri gibi büyük tepki görmemiştir.

Sanat Tarihi’nin teknik ve içerik açısından önemli bir aşamasını temsil eden bu baş yapıt, Manet ‘nin yakın dostu Baudelaire’ in savunduğu gibi görüntünün saf ve anlık kalitesi içinde bulunduğu an ve ortamla kaynaşmakta ve arka planda bulunan sosyal eleştiriyi  yepyeni bir teknik uyarlamayla ortaya koymaktadır.

DİP NOTLAR

1 ) Manet’nin Nana adlı tablosu 1877, Emile Zola’nın Nana adlı romanı 1880 tarihlidir.

2 ) Ross, N S G 1982

KAYNAKÇAArmstrong, C Manet/ Manette. New haven, 2002,
Baldwin, R ‘ Condemned To See… ‘, Arts Magazine, 60, 1986, s. 28-29,
Clark, T J ‘ The Bar At The Folies Berger ‘; Beauroy, J _ Betraud, M  Gragan, E T: The Wolf And The Lamb: Popular Culture In France,
Saratoga, 1977, s. 233-252,
‘’ Painting Of Modern Life. New York, 1985,
Feaver, W ‘ What Makes Manet Modern ‘, Art News, 82-10, 1983, s. 54-59,
Fried, M Manet’s Modernism Or tehe Face Of Painting In The 1860s. Chicago, 1996,
Gordon, R – Forge, A The LastFlowers Of Manet. New York, 1986,
Held J – Schneider, N Sozialgeschichte der Malerei. Köln. 1993,
Howard, S ‘ Early Manet And Artfull Errors ‘, Art Journal, 37-1, 1977,s. 14-21,
‘’ ‘ Manet’s Men’s Women ‘, Art Magazine, 59-5, 1985, 78-80,
Jones, D ‘ A bar At The Folies-Berger. Eduard Manet ( 1882 ) ‘, The Guardian, October 21, 2000,
Lipton, E ‘ Manet: A Radicalized Female Image ‘, Art Forum, 13-7, 1975, 48-53,
Merlin, J ‘ Paris: Manet’s Stil Life ‘ , Burlington Magazine, Jan, 2001, s. 50-53,
Metropolitan Museum Of Art Manet. New York, 1983,
Ross, N S G Manet’s Bar At Folies-Berger And The Mythes Of Popular Illustration. Ann Arbor, 1982,
Walters Art Museum, Manet. Baltimore, 2001,