“Estetik” i Doğru Anlama Üzerine
tarafından
29
“Estetik” i Doğru Anlama Üzerine
TANIM OLARAK ESTETİK

Estetik sözcüğü, günlük kullanımda neredeyse güzellik ve yakışmışlık kavramları ile eşanlamlı bir hale gelmiştir.

Buna ”Estetik açıdan nasıl buluyorsunuz, Çok estetik olmuş” gibi birçok örnek vermek mümkündür.

Bu kullanımı sanırım iki neden besliyor. Birincisi, ”güzel” yerine daha akademik bir kavramı kullanma ihtiyacı, ikincisi, estetik eşittir güzel kavrayışı.

Ancak bizim konumuza giren estetik, bilimsel bir disiplin olarak hem daha farklı bir içeriğe sahiptir, hem de daha geniş bir alanı kapsamaktadır. Dolayısıyla, bu bilimsel disiplinin doğru tanımlanması bizi rahatlatacaktır. Ancak bu tanımlama ileride görüleceği gibi bizi bazı teorik problemlerle karşı karşıya bırakacaktır, özellikle bu teorik problemler, estetik tanımının başka terimlerle yanyana anılması durumunda iyice karmaşıklaşacaktır. Örneğin; Gotik estetiği, Hristiyan estetiği, İslam estetiği vb. tanımlamalar titizlik ve dikkatle analiz edilmesi gereken kavramlardır. Doğru anlama ve kavramsallaştırma problemlerine girebilmemiz için önce bu bilimin ortaya çıkış nedenlerine ve anlamına değinmemiz yerinde olacaktır.

Kelime anlamı itibariyle ”estetik”, Grekçe ”aisthesis” ya da ”aisthanesthai” sözünden gelir. Bu kelimelerin sözlük anlamı; duymak ve algılamaktır. “Kelime kökü bakımından estetik, sadece duyarlık ve algının incelenmesini akla getirir; bu bir algılama biçimidir. 18.yy.”ın ikinci yarısından bu yana estetik, beğeni yargısı, özellikle güzel karşısındaki beğeni yargısıyla ilgili olan meseleleri ele alır.” (*1) “Estetik, bu anlamda, duyulur algının, duyusallığın sağladığı bilgi ile ilgili bir bilim olarak düşünülüyor. Sözcüğün kökeninde bulunan bu duyusallık, estetik dediğimiz bilimin adının dışında da bu sözcüğün yaşadığını gösterir. Günümüz tıp terminolojisinde rastladığımız ”anesthesi total” ya da ”anesthesi lokal” terimleri bunun somut örnekleridir.” (*2) Peki duyarlıktan, beğeni yargısına doğru bu değişimin temelinde yatan nedir? Ya da bu değişimdeki bağlantıyı nasıl ele almalıyız? Estetik biliminin kurucusu Chr. Wolff”un öğrencisi Alexander G. Baumgarten”dir. (1714-1762) Böyle bir bilimin tanımlanmasını ve sınırlarının çizilmesini ilk defa 1750-1758 yıllarında yayınlamış olduğu “Aesthetica” adlı eserinde ortaya koyar. Baumgarten”in esas meselesi, hocasının boş bıraktığı bir alanı doldurmaktır. Doğru düşünmenin ve doğru istemenin yollarını ele alan Chr. Wolff, duyu bilgisini ele almamıştı.

Aesthetica”nın daha ilk sözlerinde Baumgarten, estetik”i şöyle tanımlar: “Aesthetica (theoria liberalium artium, gnoseologia inferior, ars pulcre cogitandi, ars analogi rationis=özgür sanatlar teorisi, aşağı bilgi teorisi, güzel üzerine düşünme ve akla benzer bir yeti bilimi) est scientia cognitionis sensitivae (Estetik, duyusal bilginin bilimidir).” Böyle bir betimlemede ilk kez olarak, estetik adını verdiğimiz bilimin bir tanımıyla karşılaşıyoruz. Gerçi, bu tanım, çok yanlı bir tanımdır. Ama estetik”i belirlemek isteyen bütün bu farklı elemanlar, bir temel belirleyici motive geri götürebilir; bu temel belirleyici motiv, cognitio sensitiva”dır, duyusal bilgidir.” (*3) Dolayısıyla estetik, gözlemlenebilen ve denenebilen zihni bilginin dışındaki tasavvur ve sezgi bilgisinin bir tanımı olarak ortaya çıkar. Daha doğrusu, üstün bir konuma sahip olan mantık”ın giremediği alanların bilimidir estetik. Bilgi alanlarının tasniflendirilmesi sorununa ayrıca değinmeye çalışacağım ancak şimdilik, tanımın ortaya çıkışı ile ilgili süreci ele almaya devam edelim. Mantık zihinsel bilgiyi araştırmaktadır. Oysa estetik, duyulur ve sezilir bilginin peşindedir. Bir yerde estetik, bu sezgisel bilginin mantığıdır.

Ancak, mantık da, estetik de doğruyu ve hakikatı aramaktadırlar. Yalnız estetiğin hakikati burada biçim bakımından farklılaşmaktadır. Mantık, zihnin nesnelere uygunluğunu, estetik ise güzelliği aramaktadır. Yani estetik, güzelliğin kendisi değil, güzellik arayışının mantığıdır. Doğruluk ve hakikat, estetik biliminde ”güzellik” adını almaktadır.

Elbette bu kurgu, Baumgarten”in yapılandırmasıdır. Bu konuda birçok tartışma açılmıştır ve bu tartışmalar halen sürmektedir. Örneğin 18.yy. düşünürlerinden Johann Gottfried Herder (1744-1803) estetik adının bu bilime uygun düşmediğini söyleyerek “Kalligone” (Kallos Grekçe güzel) adını önermiştir. G.W. Friedrich Hegel de bu bilim için “kalliologie” adını kullanmıştır.

Estetik biliminin gayesi konusunda da tartışma çıkmıştır. Bu bilimin, sadece güzelliği hedeflemekle sınırlanamayacağını vurgulayan düşünürler olmuştur. Özellikle Ludwig Wittgenstein (1889-1951) bu düşünürlerin başında gelmektedir.

“Bütün bu açıklamalardan anlaşıldığı gibi, estetik, yeni ve modern bir bilimdir. Gerçi, böyle bir yargı doğru da sayılır. Ama, bu bilimin içine aldığı problemlere bakacak olursak, bu problemlerin çoktan beri var olduğu, şu ya da bu şekilde araştırılmış olduğu da söylenebilir. Buna göre bir bilim olarak estetik tarihi ile estetik problemler tarihi birbiriyle örtüşmezler. Bilim olarak estetik, yeni bir bilim olduğu halde, estetik problemler genelde çok eskidir. Bu bakımdan estetik”in konusunu belirlemek, bir anlamda bu problemlerin ne tür problemler olduğunu ortaya koymak anlamına gelir. O halde, buradan sormamız gereken yeni bir soru ortaya çıkıyor: Estetik problemler, ne tür problemlerdir? Estetik problemler, geniş bir varlık alanı oluştururlar ve heterogen nitelikte problemlerdir. Bu heterogen problemler, bir noktada klasik-geleneksel estetik ile günümüz estetik”ini de birbirinden ayırırlar. Baumgarten, Kant ve Hegel”den kaynaklanan geleneksel estetik, estetik”in araştırma alanını ya güzellikte ya da sanatta bulur. Bu anlamda da estetik, ya güzellik, ya da sanat felsefesi olarak belirlenir. Geleneksel estetik güzellik dediği zaman da, doğa ve teknik güzelliğini, ”bağımlı” güzellik diyerek ”özgür güzellik” dediği sanat güzelliğinin dışında bırakır. Sanatı da yalnızca güzel sanatlar kavramına bağlar ve güzel sanatları inceler.” (*4)

YÖNTEM

Aslında tanımdan sonra doğrudan doğruya güzellik kavramına girmek istiyordum ancak yöntem ile ilgili kısa bir tarihçe vermek uygun düşecek. Çünkü estetik kavramının tartışma zeminini ve tarifini bir yerde yöntem sorunu belirlemektedir. Yöntem, özellikle estetik”in diğer bilimlerle olan ilişkisini anlamıza yardımcı olacaktır. Fecher (1801-1887) deney ve gözlemi esas alan psiko-fizik yöntemini, Baldwin 1910”da genetik yöntemini, Baudodin 1929”da psikoanalitik yöntemini, Durkheim (1858-1917) sosyolojik analiz yöntemini geliştirmişlerdir.

Bu yöntemleri izah etmemiz hacim açısından bizi çok zorlayacağı için şimdilik girmiyorum. Yöntem sorunu, bizi doğrudan doğruya gerçeklik kavrayışı ile ilgili temel meseleye götürmektedir.

YENİDEN TANIM MÜMKÜN MÜ?

Bu çok kısa girişten sonra sıra, detaylarına daha başka bir yazıda girilebilecek olan tanım ve yöntemlerin, doğru bilgiye ulaşmada bize ne derece yeterli olup olmadıklarını araştırmamıza gelmektedir.

Elbette bu yeterliliğe karar verebilmeyi henüz çok erken buluyorum. Çünkü bilimsel bir titizlik, bütün bu yöntem ve sonuçların yeniden analiz edilmesini gerektirmektedir. Ancak bu aşamada yöntem ve tanım meselesine bir katkı olabileceği varsayımından hareketle, bu bilim dalı ile ilgili önümüze iki temel problem koyalım. Birincisi, bu bilimin alanı olan ve mantıktan ayrı olarak düşünülen duyular alanının kavranış tarzını yeniden ele almak. Bu alanın diğer bilgi alanları ile olan bağlantısını ve sınırlarını çizebilmek. İkincisi, bu çalışmanın sonucunda bu tesbiti yeni bir kavramla ifade etmek.

Bir kere bütün araştırma ve bilim disiplinlerinde mutlaklaştırılan, ancak disiplinin kendi içinde farklı sonuçlara götürebilen “Hakikat ve Doğruluk” tanımını ele almamız gerekmektedir.

Özellikle bu ele alış, tevhid ilkesinden hareketle ve Allahü Teala”nın sıfatlarının doğru anlaşılması ekseninde başlamalıdır.

Bütün bu teorik karmaşa gibi gözüken alanların, aynı zamanda bir bilgi teorisi (epistomoloji) meselesi olduğunu unutmamak gerekecektir. Bu ekseni koyuş tarzının üstesinden gelebilmek elbette bir tek düşünüre has bir çalışma olmayacaktır. Ben sadece bu tartışmalar katkıda bulunmaya davet etmek istiyorum. Çünkü bu eksenden hareketle yapılabilecek olan tanımların, sadece güzelliği ilgilendiren bölümüne olduğu kadar, diğer disiplinlerinde tartışma içerisine çekilebileceğini düşünüyorum. Bilimsel disiplinlerde ki bu alan taramalarının bilgi teorisi ve “Hakikat” ile ilgili olması nedeniyle tasavvuf ve ilahiyat bilimcilerini öncelikle ilgilendirdiği kanaatindeyim.

Ya da tarihte bu ilimlerle ilgili olan taramaların sonuçlanmış olduğunu varsayarsak, bize, güzellik ile ilgili alanı tarif, tanımlama ve yöntemini düşünme vazifesi kalacaktır. Bu da tabii ki işimizi kolaylaştıracaktır. Ancak burada çok önemli bir moktanın altını çizmek istiyorum. Mesele, bilimsel olarak yöntem ve tanım meselesine katkıda bulunmaktadır, yoksa bir alanı ya da tanımı başka bir takım kiplerle yeniden ifade etmek değil. Örneğin: ”İslam Estetiği” gibi tanımlar, böyle bir bilimsel çalışmanın şu aşamada özellikle kaçınması gereken kavramlardır. Bu tür kiplemeleri çok kolay kullanırsak baştaki iki sorumuzla ilgili araştırmaların önünü tıkayacağını ve içinden çıkılmaz sorunlarla karşı karşıya kalabileceğimizi düşünüyorum.

Batıda geliştirilmiş olan yöntemlerin analizine tekrar dönmek istiyorum. Bilimsel düşünceye yapılacak katkılar, alanı iyi taramayı gerektiren bir faaliyettir. Yöntemsel katkı ile ilgili çalışmalar kendi özgül alanında devam ederken, şu ana kadara gelişen yöntemlere teker teker girmemiz gerekecektir.

Esas itibariyle bu çalışma, elbette bir kitap konusudur. Ancak bir derginin hacmini fazla aşmamak kaydıyla bu çalışmaları sizlerle paylaşma ve tartışmanın çok yararlı olacağı inancındayım.

Kaynaklar
*1 Meydan Larousse s.386
*2 Estetik-İsmail Tunalı
*3 Estetik-İsmail Tunalı
*4 Estetik-İsmail Tunalı Remzi Kitabevi-istanbul 1989